10 Şubat 2020 Pazartesi

On 05:37:00 by Gülten İşcimen in    No comments
AÇIK HAVA MÜZESİ-PRİZREN

Balkanlar ve Kosova'nın en güzel şehirlerinden biri olan Prizren'e "müzeler şehri" veya "açık hava müzesi" de deniliyor. Aslına bakarsanız başkent Priştine Kosova'nın modern yüzünü, Prizren ise daha çok ülkenin geçmişini temsil ediyor. Prizren'in tarih ve kültürle dolu ilginç bir şehir olduğunu ve ayrıca farklı cami ve kiliselerin yanı sıra farklı dönemlerden kalma mimarisiyle Doğu ve Batı'nın büyüleyici bir karışımına sahip olduğunu söylemeliyim. Hatta bazıları burayı Balkanlar'ın gizli bir mücevheri olarak da tanımlıyor. Benimle birlikte bu şehri gezmeye ne dersiniz, bakalım siz bu konuda ne düşüneceksiniz! 


Şehri Tanıyalım

Prizren, Avrupa’nın en genç ülkesi olan Kosova’nın ikinci büyük şehri ve ülkenin kültür başkenti olarak da biliniyor. Şehir, 14. yüzyıla kadar tarihlenen büyüleyici bir cami ve manastırlar kenti. Şehrin en büyük şansı hem Yugoslavya zamanında komünistlerin "eskileri yok et, yeniyi inşa et" dürtüsünden hem de Kosova’nın bağımsızlığını kazanmasından sonra Batı ülkelerinin Balkanları yeniden dizayn etme çalışmalarından bir şekilde kurtulması olmuş. Böylece Prizren ülkedeki en iyi korunmuş eski şehre sahip bir yer olarak kalabilmiş.


Prizren ayrıca Arnavutluk ulusal uyanışının başladığı yer ve Arnavutların haklarını, özgürlüklerini ve birleşmelerini savunan siyasi bir örgüt olan Prizren Birliği 1878'de burada kurulmuş. Bu nedenle olsa gerek Halkın büyük çoğunluğu etnik Arnavut, fakat aynı zamanda büyük bir Türk topluluğu da var. 1999'a kadar Şehirde yaşayan Sırpların çok azı halen burada yaşamaya devam ediyor ve bunlar bir zamanlar güçlü olan varlıklarının kederli kalıntılarını korumaya devam ediyor.


Toplam nüfusun şehrin çeperiyle birlikte 180.000 civarında olduğu belirtiliyor ama bu rakamlar Priştine yazımda da belirttiğim gibi çok da güvenilir değil. Tarih boyunca gerçekleşen rejim değişiklikleri yerel halkın tahliyesine veya ölümüne neden olmuş. Balkanların herhangi bir yerinde olduğu gibi, burada da etnik köken hassas bir konu ve kiminle konuşsanız herkes karşı tarafın tüm zulmü işlediğini iddia ediyor. Bu konuda doğrusu tarafsız olamayacağım ve Sırpların tüm Dünyanın gözü önünde diğer etnik kökenden olanlara yaptıkları zulmü hala unutmuş değilim. Tabi her konuda olduğu gibi genelleme yapmak doğru değil ve bazı Sırpların buna iştirak etmemiş olabileceğini de dikkate almak gerekiyor. 


Nüfus yoğunluğuna uygun olarak Arnavutça ve Sırpça kullanılan standart iki dilli sokak işaretleri burada özellikle eski kentte Türkçe ve İngilizce dilleriyle de tamamlanıyor. Türkçe konuşma oranı çok yüksek olan şehir ülkede en çok Türk’ün yaşadığı bölgeymiş.

Prizren'e gitmek ve hatta tek başına gezmek oldukça güvenli gözüküyor. Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana şehir güvenliği iyi sağlanmış ve suç seviyesi de oldukça  düşükmüş. Bir turist olarak diğer Avrupa ülkelerinde aldığınız kişisel önlemleri almanız halinde kötü bir durumla karşılaşma ihtimaliniz yok denecek kadar az. Üstelik yerli halk buradan ekmek yediği için genellikle yabancılara karşı çok misafirperver.

Priştine yazımda da belirttiğim gibi Ülkede para birimi olarak Euro (€) kullanılıyor. Euro kuru bizim için oldukça yüksek olduğundan başlangıçta pahalı bir seyahat olacağını düşünmüştüm. Ancak hem Priştine’de hem de Prizren’deki fiyatları görünce epey bir rahatlama hissettim. Özellikle yeme içme fiyatları çevirdiğinizde Türkiye’den bile ucuza geliyor. 


Türkiye’de İstanbul’dan Kosova Priştine’ye direkt uçan 2 havayolu firması (THY, Pegasus) bulunuyor. Prizren’e de buradan karayoluyla gelebilirsiniz. Ya da Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’e uçakla giderek oradan yine karayoluyla buraya ulaşabilirsiniz.

Prizren'i tanımak, sokaklarında gezinmek, doğasını keşfetmek ve keyifli bir gezi geçirmek için ilkbahar, yaz ayları ya da sonbaharın başlarında gelmenizi öneririm. Özellikle yaz aylarında gelirseniz yakındaki dağlarda yürüyüş de yapabilirsiniz. Prizren, coğrafik olarak güney Kosova'da Sharr Dağlarının eteklerinde bulunan tarihi bir şehir. Bu nedenle de doğa severlerin etkileyici dağlara ve yürüyüş parkurlarının bulunduğu doğal parklara ulaşmasında harika bir üs olacaktır. Şehir çok fazla bilinmediğinden halen çok kalabalık olmuyormuş, ancak yine de konaklama rezervasyonunuzu önceden yaptırmakta fayda var.

Şehir, Bistrica (Akçasu) Nehri tarafından ikiye bölünmüş ve gezilecek yerlerin hemen hepsi de bu bölgede bulunuyor. Prizren'in binaları ve şehir planı doğal olarak Şehrin geçmiş yöneticilerinden etkilenmiş. Sırplar Ortodoks kiliselerini, Osmanlılar da camileri yaptırmışlar. 


Birçok zengin kültürel ve tarihi esere ev sahipliği yapan Prizren, aynı zamanda Osmanlı döneminden kalma cami, köprü, hamam, çeşme gibi mimari harikalara da sahip. Kosova bölgesi uzun yıllar Osmanlı egemenliğinde kaldığı için günümüzde bu etkiyi Kosova’nın bütün şehirlerinde görebiliyorsunuz. Ancak Prizren’de Osmanlı İmparatorluğunun etkisi Priştine’ye göre çok daha belirgin. Bu yapıların çoğu iyi durumda ve TİKA tarafından bir kısmı da restore edilmiş. Burada kendinizi adeta bir Anadolu şehrindeymiş gibi hissediyorsunuz.


Turist olarak Şehir’de yapılacak çok şey var. Koruma altına alınmış şehir merkezi, Arnavut kaldırımlı sokaklar, eski camiler, asırlık kiliseler ve Bistrica Nehri'nin üzerindeki köprüleriyle şirin mi şirin bir şehir burası. Tepedeki Orta Çağ’dan kalma bir Kale de yeşilin her tonundan oluşan şefkatli kollarıyla Şehri sarıp sarmalayarak ona göz kulak olmakta.

Şadırvan Meydanını ziyaret ederken Osmanlı etkilerini daha çok hissedebilir, Kalenin tepesinden etkileyici manzaralar çekebilir, tarihin izini sürmek için Eski Şehir sokaklarında dolaşabilir, şehirdeki dikkat çekici simge yapı ve cazibe merkezlerini ziyaret edebilirsiniz. Gittiğiniz mevsime bağlı olarak Sharr Dağları Milli Parkı'nda yürüyüş yapabilir, Dokufest Film Festivali'ne katılabilir ya da bir basketbol maçı izleyebilirsiniz.


Ziyaretçiler şehrin zengin tarihinin, kültürünün ve geleneksel el sanatlarının yanı sıra ülkenin en iyi gastronomisinin de tadını çıkaracaklardır. Söylemeliyim ki bir daha bu şehre gitmeye çalışırsam, bu kesinlikle mutfağı için olacaktır! Bütün Balkan ülkelerinde olduğu gibi burada da kahve kültürü çok gelişmiş. Bunu yaşamak için en azından Şadırvan Meydanının yakınlarında bir kafede oturmanızı ve sadece taze demlenmiş çay veya Türk kahvesi içerken yerel insanları izlemenizi öneririm.

Şehrin nüfusu oldukça genç ve eskiden isyancılarla dolup taşan Eski Şehir sokakları akşamları adeta bir karnaval havası yaşanan bir yer haline geliyor. Şehrin çok sosyal bir havası var. Yani tarihi, kültürü, yemesi, içmesi yanında Şehrin eğlenmesi de ayrı bir güzel.

Şehrin Tarihi

Prizren'in tarihi, Antik çağlara dayanmakta olup, yazılı kaynaklarda kentten ilk kez M.S. 2. yüzyılda Batlamyus (Claudius Ptolemy) tarafından “Theranda” olarak sözedildiği belirtilmekte. O zamandan beri bu topraklar, Romalılar, Bulgarlar, Bizanslılar, Sırplar ve Osmanlılar da dahil olmak üzere birçok farklı krallıklar ve medeniyetler tarafından yönetilmiş.

Roma İmparatorluğu’nun 4. yüzyıl sonunda bölünmesiyle Dardanya’yla birlikte bütün İlirya Doğu Roma İmparatorluğu olan Bizans İmparatorluğu topraklarına katılmış. 5. yüzyılda, Dardanya'da Petrizên adıyla bir yerleşim bulunduğu yazılı kaynaklarda belirtilmektedir. Bu dönemde barbar istilaları ve akınları önlemek amacıyla güçlendirilmiş mevki ve kaleler inşa edilmiş. Hristiyanlığın kabul edilmesi ve dini yapıların inşası da bu döneme rastlamaktadır.

Bulgarlar bu bölgeyi 850'lerde ele geçirmiş. Yerel halkın dini anlayışı bölgeye gelen Slav göçmenleri ve daha sonra Bulgaristan tarafından yaklaşık 1018 yılında kurulan Ohrid Başpiskoposluğu'ndan etkilenmiş. Bulgarların yerini 11. yüzyılın başlarında Bizans egemenliği almış ama çok geçmeden 1072'de Makedonya'nın Bulgar ve Sırp soyluları Bulgaristan İmparatoru Sırp Vojislavljević hanedanının soyundan olan Sırp hükümdarı Konstantin Bodin'e Prizren'de taç giydirmiş. Şehir bir süre çıkan isyanlar ve yönetimde gelgitler yaşamış. 

Sırp İmparatoru Stefan Duşan, Prizren'i başkent olarak kullanmış. Birkaç yıl süren savaşlardan sonra Osmanlılar 1454'te Kosova'yı ele geçirmiş. Đurađ Branković kuzeye doğru çekilmiş ve John Hunyadi'den yardım istemiş. 21 Haziran 1455'te Prizren Osmanlı ordusuna teslim olmuş. Prizren, Prizren Sancağının başkenti yapılmış. Daha sonra Osmanlı Rumeli eyaletinin bir parçası olmuş. İmparatorluktaki kuzey-güney ve doğu-batı ticaret yollarındaki konumundan yararlanarak gelişmiş büyük bir ticaret kenti haline gelen Prizren, Kosova'nın kültür ve entelektüel merkezi haline gelmiş.

1857'de nüfusunun % 70'inden fazlası Müslümanlardan oluşuyormuş. Bu dönemde Kosova'lı Arnavutların koordinasyonunun sağlanmasında Arnavut milliyetçileri için önemli bir siyasi ve kültürel merkez olmuş. Prizren Birliği, Arnavutların Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılarak kendi ulusal birliğini ve kurtuluşunu aramak için 5 Ocak 1877'de Prizren’de başlattıkları siyasi bir örgüttür. Prizren Birliği, Osmanlı imparatorluğu ile Balkan Savaşları yapılmasına yol açan bir adım olmuş. 1912’de Birinci Balkan Savaşı'nda şehir Sırp ordusu tarafından ele geçirilmiş. Savaştan sonra, Londra'daki Büyükelçiler Konferansında Arnavutluk devletinin kurulmasına izin verilmiş ve Kosova'nın nüfusu çoğunlukla Arnavut olarak kalsa bile Kosova'nın Sırbistan Krallığı'na verilmesi kararı alınmış.

Sırp askerleri çok az direnişle karşılaşsalar da ilk birkaç gün içinde 400 kişi öldürülmüş ve bu yüzden yerel halk bu şehre 'Ölüm Krallığı' adını vermiş. Daily Chronicle 12 Kasım 1912'de Prizren'de 5.000 Arnavut’un katledildiğini bildirmiş. Prizren'in ele geçirilmesinden sonra, yabancıların şehre girmesi yasaklanmış. Çünkü Müslüman nüfusun ve Arnavutların sistematik olarak yok edilmesi bilinsin istenmiyormuş.

1913'te resmi bir raporda yaklaşık 30.000 kişinin Prizren'den Bosna’ya kaçtığı belirtilmektedir. 1914'te hazırlanan başka bir Raporda, Sırbistan Krallığı'nın Arnavutlara ve Müslümanlara eşit muamele etme sözünü tutmadığı, camilerin ahıra, mühimmat depolarına ve askeri kışlalara dönüştürüldüğü, müslüman halkın, Ortodoks Hristiyanlardan daha fazla vergi ödemek zorunda kaldığını ve yerel yönetimin ağırlıklı olarak eski Sırp yöneticilerden oluştuğunu yazmaktadır. 

I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle, 1915'te Prizren Bulgar ve Avusturya-Macaristan güçlerine bırakılmış. 1916'da Avusturya-Macaristan, şehir nüfusunun önemli bir kısmının etnik Bulgarlar olduğu anlayışıyla Bulgaristan Krallığının şehri işgal etmesine izin vermiş. Bu dönemde, 2. Balkan Savaşı'ndaki Bulgar yenilgisi ve Bulgar Ortodoks Kilisesi ile Sırp Ortodoks Kilisesi arasındaki rekabet nedeniyle Bulgar’ların kuyruk acısı olduğundan birçok Sırp'ın zorla Bulgarlaştırılması süreci yaşanmış ve Sırplar bu dönemde epey acı çekmişler. Hatta o zamanlar Prizren'de 1917'de yaklaşık 1000 kişinin açlıktan öldüğü belirtiliyor. Ekim 1918'de Makedonya'nın Müttefik Kuvvetlere bırakılması sonrasında Sırp Ordusu, Fransızlar ve İtalyanlar hep birlikte Avusturya-Macaristan ve Bulgar güçlerini şehir dışına çıkarmışlar. 1918'in sonunda Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı kurulmuş. Krallık, 1929 yılında Yugoslavya Krallığı olarak yeniden adlandırılmış ve Prizren de bunun bir parçası olmuş.


II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanya'sı ve Faşist İtalya, 6 Nisan 1941'de Yugoslavya Krallığını işgal etmiş ve 14 Nisan'da Prizren ele geçirilmiş. Komşu Arnavutluk'u işgal eden İtalyanlar burayı da işgal etmişler. 1943'te Alman Wehrmacht'tan Bedri Pejani, Prizren İkinci Birliğinin kurulmasına yardımcı olmuş.

1944'te Alman kuvvetleri, birleşik bir Rus-Bulgar kuvveti tarafından Kosova'dan kovulmuş ve sonra Yugoslavya Komünist Hükümeti kontrolü ele geçirmiş.1946'da Şehir, Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti'nin kurucu devleti olan Sırbistan Halk Cumhuriyeti'nde Kosova ve Metohija Özerk Bölgesi'nin bir parçası olarak düzenlenmiş. Sırp yönetiminin tekrar gelmesinden yıllar sonra Prizren ve batıda Dečani bölgesi Arnavut milliyetçiliğinin merkezleri olarak kalmaya devam etmiş. 1956'da Yugoslav gizli polisi, Komünist Arnavut rejiminin başı Enver Hoca tarafından ülkeye sızdırılmakla suçlanan 9 Kosova'lı Arnavut’u Prizren'de yargılamış. Sanıkların hepsi mahkum edilmiş ve uzun hapis cezalarına çarptırılmışlar, ancak 1968'de bunlar serbest bırakılmış. 


Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nin başı Josip Tito'nun Mayıs 1980'de ölümünden sonra artan etnik çekişmeler, ekonomik bunalım ve Doğu Avrupa'da meydana gelen değişiklikler nedeniyle 2000'li yıllara kadar yaklaşık 20 yıl süren kanlı bir süreç başlamış. Miloşeviç yönetimi Sırpların tarihsel nedenlerle üzerinde hak iddia ettikleri Kosova'nın özerkliğini Mart 1989'da kaldırmış. 1996 yılında radikal Arnavutlar Kosova Kurtuluş Ordusu'nu kurarak silahlı eylemlere başlamışlar. Ancak Sırplar bu eylemleri bastırmak için sivilleri de katletme boyutuna varan kanlı bir katliam başlatmışlar. Ocak 1999'da Priştine'ye 25 km mesafedeki Raçak Köyünde uzuvları kesilmiş ve kurşunlanmış 46 Kosova'lının bulunması adeta bardağı taşıran son damla olmuş. Uluslararası toplumun tepkisi üzerine NATO Kuvvetleri Yugoslavya'ya karşı 3 ay süren bir bombardımana başlamışlar. 

Prizren kenti Kosova Savaşı sırasında çok fazla acı çekmemiş, ancak şehrin çevresi 1998-1999 yıllarında çok kötü bir şekilde etkilenmiş. Savaştan önce, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, belediye nüfusunun yaklaşık % 78'inin Arnavut,% 5'inin Sırp ve % 17'sinin de diğer ulusal topluluklardan olduğunu tahmin ediyordu. Savaş sırasında Arnavut nüfusun çoğu ya şehirden ayrılmaya zorlandı ya da gözdağı verildi. Savaşın sonunda Haziran 1999'da, Sırp Kuvvetleri Kosova'dan çekilmiş ve bu tarihten sonra Barış Gücü tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Bu tarihlerde Arnavut nüfusun çoğu Prizren'e dönmüştür ama bu defa Sırp ve Romen azınlıklar şehirden kaçmıştır. AGİT, Sırpların % 97'sinin ve Romenlerin % 60'ının Prizren'den ayrıldığını tahmin ediyor. Topluluk şimdi ağırlıklı olarak etnik Arnavuttur, ancak Türk, Aşkali (Arnavut Romen olarak ilan eden bir azınlık) ve Boşnak gibi diğer azınlıklar da burada yaşamaktadır.

Savaş ve sonrasında şehir, Kosova'daki diğer şehirlere kıyasla yalnızca orta derecede bir hasar görmüş. Sırp güçleri Prizren Birliği binası gibi önemli bir Arnavut kültür anıtını yok etmiş, ancak kompleks daha sonra yeniden inşa edilmiş. 2004'te Kosova'daki isyanlar sırasında bu defa Prizren'deki Ortodoks Sırp kiliseleri gibi bazı Sırp kültürel anıtları hasar görmüş, yakılmış veya yıkılmış. Bu isyan sırasında Prizren Kalesi yakınındaki Sırp mahallesi tamamen yok edilmiş ve kalan Sırp nüfusunun tamamı Prizren'den çıkarılmış. Bu sırada da sanki intikam alıyormuş gibi Belgrad ve Niş'te bulunan İslami kültürel yapılar ve camiler yakılıp yıkılıyormuş. 


Prizren'in, Sırbistan'dan ayrılıp bağımsızlığını ilan ettiği 17 Şubat 2008'de Yugoslavya'nın dağılması sürecindeki son halka da tamamlanmış ve böylece Yugoslavya yedi ayrı egemen ülkeye bölünmüştür. Sırbistan yönetiminden ayrılan Kosova’dan sonra, özerk yapıda kalan tek bölge Voyvodina’dır. Prizren, yeni kurulan Avrupa'nın en genç ülkesinin ikinci büyük şehri oldu. Prizren Şehri, kayda değer Arnavut nüfusunun yanı sıra Boşnaklar, Türkler ve Romen topluluğunu koruyan Kosova'nın hala en kültürel ve etnik olarak heterojen olan şehridir. Prizren ve çevresinde halen az sayıda Sırp nüfus küçük köylerde, yerleşim bölgelerinde veya korunan sitelerde yaşıyormuş. 

Ulaşım

Priştine'nin Uluslararası Havalimanı olan Adem Jashari Havaalanına, Wizzair, Pegasus, EasyJet ve Air Berlin gibi şirketler uygun fiyatlı uçuşlar sunmaktadır. Yani buraya çok sayıda Batı Avrupa ülkesinden ve Türkiye'den doğrudan uçuşlar vardır. Türkiye’den THY veya Pegasus Havayollarını kullanarak Priştine’ye doğrudan gelebilir ve buradan da karayoluyla Prizren’e ulaşabilirsiniz. Alternatif olarak, daha çok ve sık uçuşun yapıldığı Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’e gelerek oradan otobüs, araba veya taksiyle trafiğe bağlı olarak 2-3 saat içinde Prizren’e ulaşabilirsiniz. Aynı şekilde günlük otobüs seferlerinin yapıldığı Arnavutluk başkenti Tiran’a uçakla giderek buradan otobüs, araba veya taksiyle Prizren’e gelebilirsiniz.

İstanbul'dan Priştine'ye giden otobüs firmalarının çoğu yola devam ediyormuş ve Prizren'e kadar geliyormuş. Oldukça yorucu olacak bu yolculuğun maliyeti ise yaklaşık 50 Euro civarındadır. 

Prizren'i diğer Kosova şehirlerine, ayrıca Karadağ, Bosna Hersek, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya gibi komşu ülkelerde bulunan şehirlere bağlayan düzenli otobüs seferleri de bulunmaktadır. Ana Otobüs Terminali (Stacioni i Autobusëve) Rruga Zara’ya ulaşmak için Nehrin yanındaki yolu takip edin ve trafik dairesinden sağa dönün. Otobüs durağı soldadır ve Terminalin içinde birkaç seyahat acentası bulacaksınız.

Priştine'deki ana otobüs istasyonundan Prizren'e her 15 dakikada bir otobüs bulabilirsiniz. Tek yön için 4 € olan biletinizi otobüs içinde alabilir ve Priştine'ye geri dönmek için yine her 15 dakikada bir olan otobüse binebilirsiniz. 2 şehir arasındaki yolculuk yaklaşık 1,40 dakika sürmektedir. 

Prizren-Üsküp arasında çalışan otobüs firmaları Vector ve JSP Turs adını taşımakta. Bunlar Prizren’den hafta sonları sabah 9'da hareket ediyor. Hafta içi bu saate ilave olarak ayrıca sabah 5.30'da kalkan bir otobüs daha var.Neyse ki ben Pazartesi sabahı Üsküp’e gideceğim için bu erken otobüse binme imkanı buldum. Otobüs terminaline kadar gitmek zorunda da kalmadım. Kaldığım Hostelin sahibi olan Ediz’in önerisiyle çok yakında olan tarihi Hamamın önündeki caddede bekledim ve gelen otobüse işaret ederek kolayca yola koyuldum. Biletinizi diğer hatlarda olduğu gibi otobüs içinde alabiliyorsunuz ve bu yolculuk için 9 Euro ödedim. Üsküp'ten Prizren'e hareket eden otobüsler ise sabah 11.30 ve öğleden sonra 16.00 saatlerinde kalkmaktadır.

Ünlü Sırp manastırlarının bulunduğu Peja'ya (İpek) da otobüsle gidebilirsiniz. Prizren ile Peja arasındaki otobüsler için tek yön değişmediyse 4 € ödüyormuşsunuz ve yolculuk yaklaşık 2 saat civarında sürüyormuş. 

Arnavutluk başkenti Tiran'dan Priştine'ye devam eden ve Prizren'den de geçen günlük otobüsler var. Yolculuk yaklaşık 3,5 saat sürüyor ve fiyatı değişmediyse 10 Euro'dur. Bu bileti Tiran’daki bir seyahat acentesi aracılığıyla almanız öneriliyor, çünkü daha sonra hangi otobüs istasyonundan kalktığını anlayamayabilirsiniz. Ya da biletinizi otobüsün içinde de alabilirsiniz. Sharr Travel ve Tirana Metropol firmaları gün içinde farklı saatlerde hareket ediyor. Arnavutluk, bir zamanlar olduğundan daha güvenli kabul ediliyor ama buna rağmen bilinen ve güvenilen bir yerelle seyahat etmediğiniz sürece Arnavutluk ve Kosova arasında taksi kullanmanız önerilmiyor.

Eğer Kosova’dan Sırbistan’a geçiş yapmak isterseniz geçiş yapamayabilirsiniz. Pasaport kontrol noktasındaki polisler sizi Sırbistan’a almayacaktır. Sırbistan’a gitmek istiyorsanız ya önce Sırbistan’a gidip oradan Kosova’ya geçiş yapın ya da Kosova’ya önce gittiyseniz oradan Kuzey Makedonya gibi Sırbistan’ın tanıdığı bir ülke bağlantısıyla Sırbistana gidin.

Şehir içi ulaşım imkanlarını araştırma gereği duymadım. Çünkü gezilecek yerlerin tamamı birbirine çok yakın ve Eski Şehir bölgesinde bulunuyor. Birçok turistik şehirde olduğu gibi burada da turistler için gezi treni bulunuyor.


Konaklama

Kosova şehirleri ucuz destinasyonlar arasında bulunuyor. Ancak buradaki oteller Balkanlardaki diğer şehirlere göre biraz pahalı olabilir. Kosova’nın uluslararası sakinleri ve gün geçtikçe artış gösteren gezginler sayesinde Prizren’de de her bütçe ve zevke uygun konaklama seçeneklerinde çeşitlilik gözlenmeye başlamıştır. 


  

Booking.com’da en çok beğeni alan oteller arasında Prior Hotel, Hotel Prizreni, Hotel Tiffany, Hotel Venisi, Hotel Edi Imperial, Hotel Cleon, City Hotel, Hotel Kacinari, Hotel Centrum Prizren bulunmaktadır. 


Konaklama maliyetini düşük tutmak istiyorsanız şehirdeki birkaç hostelden birinde de rezervasyon yaptırabilirsiniz. Hostel deyip geçmeyin benim de kaldığım ve son derece memnun ayrıldığım değerlendirme puanı oldukça yüksek olan Hostel M99, hem orijinal yerel bir evde kalma ve hem de bunu Eski Şehrin tam ortasında deneyimleme fırsatı sunuyor. Hostel sahipleri de son derece nezih ve kültürlü 2 kardeş olunca ülke tarihini bizzat yerel bir ağızdan öğrenme şansı buluyorsunuz. 2 gece konaklama için sadece 20 Euro ödediğimi belirtmem de seçiminizde kolaylık sağlayacaktır.


Bunun dışında Hostel Bushati, Driza’s House,Hostel BENI ve Bujtina Oltas önerilen diğer hostel ve pansiyonlardır.Biraz daha müstakil bir şey istiyorsanız bunların dışında apart oteller ve kiralık daireler de bulmak mümkün.

Yeme-İçme

Kosova mutfağı lezzetli, ucuz ve çok çeşitli. Yerel lezzetler bölgeden bölgeye değişmekle birlikte, Arnavutluk’la olan siyasi ve kültürel bağların etkisi Kosova mutfağında da kendini gösteriyor. Prizren’de de 20 yılı geçkin bir süredir bulunan uluslararası sakinlerden dolayı mutfak lezzetleri bir ölçüde değişmiş. Bu da burada Avrupa, Asya ve tabi ki Balkan mutfaklarının ilginç bir karışımını bulacağınız anlamına geliyor. 

Prizren şehir merkezinde ve ara sokaklarda geleneksel Kosova yemekleri sunan birçok restoran, lokanta ve kafe var. Geleneksel yemek dışında da yemek yiyebileceğiniz kiosklar, fast-food lokantaları ve uluslararası mutfak sunan restoranlar bulunmakta.Fiyatlar inanılmaz ucuz ve porsiyonlar da oldukça doyurucu.

Balkan ülkelerinin hemen hepsinde olduğu gibi, Prizren'de de yemeklerin geneli etle yapılmakta. Neredeyse tüm lokantalarda ızgara et (qebapa veya salsiccia), kuzu pirzola (tavada veya yoğurtla pişirilmiş), biber dolması, lahana sarması ve çeşitli burek veya Arnavutça Flija servis edilmektedir.

Prizren'de mutlaka, bir qebaptore'da yani kebapçıda yemek yemek, kaçırılmaması gereken lezzetli bir deneyim. Şehir merkezinde ve Şadırvan Meydanında bu restoranlardan bol miktarda göreceksiniz. Balkanlarda en sevdiğim şey onların burek dedikleri içi beyaz peynir, ıspanak veya etle doldurulmuş börekler. Burek, ucuz ve doyurucu bir yemek olarak benim bölgedeki favorim. Genellikle içilebilir yoğurt eşliğinde kıymalı veya peynir dolgulu böreğin size maliyeti 1-2 Euro civarında olacaktır.

Prizren'de ne yerseniz yiyin ama mutlaka şehir merkezindeki kafe veya barlardan birinde biraz zaman geçirin. Şömineli samimi kafelerden, muhteşem müzikli modern tekno barlara kadar burada ne ararsanız bulacaksınız. İnsanları göreceğiniz ve yerel yaşamı izleyebileceğiniz bir yer bulun. Bu açıdan Şadırvan Meydanı her zaman kalabalık olduğundan iyi bir gözlem noktası olacaktır. Ayrıca Nehir boyunca sıralanan yerler de oldukça atmosferik ve güzel manzaralı. Bir macchiato yudumlayın, çünkü yerel halk kendi kahvelerinin İtalya'dakilerden bile daha iyi olduğunu iddia etmektedir. 

Ayrıca Kosova’da Balkan şarapları ve rakı ile birlikte, bölgesel şaraplar ve bira da üretilmektedir. Ulusal biraları olan Sabaja, Amerikan-Arnavut girişimi olan ilk mikro bira grubudur. Bu şehirde Balkan Yarımadasının belki de en iyilerinden sayılan bazı restoranlara giderek eski tariflerle hazırlanmış geleneksel yemekleri veya bunların modern yorumlarını deneyip krallar gibi ziyafet çekebilirsiniz. Birkaç mekan önerisinde bulunarak ağzı sulandıran bu faslı da kapatmak isterim. 

Daha deneyimli ve aynı zamanda kalite, servis ve fiyat olarak oldukça iyi olan popüler Te Syla Restoranını şiddetle öneriyorum. Zaten baktığınızda bütün masaların her zaman dolu olduğunu göreceksiniz. Burada Balkanlarda meşhur olan Cevabi köftenin Kosova’lı eşdeğerini (pljeskavica) yedim ve yanına da yoğurt istedim. Bu lezzetli yemek için sadece 5 Euro ödedim.

 
Restaurant Ambienti, Şehrin güzel manzarasını izleyebileceğiniz, Nehre bakan bir yamaçta bulunan ve mütevazı fiyatlarla uluslararası yemekler sunan güzel bir restoran. 

Restaurant ODA, Taş Köprü'nün hemen yanında bulunan ve menü yemeği sunan bir diğer restoran.

Restoran Pauza, geleneksel yemeklerin yanısıra spagetti, salata ve çorbalar sunan, şarap ve rakı içebileceğiniz, yeni iç mekan tasarımıyla güzel bir restoran.

Besimi-Beska Restoranı, Şadırvan Meydanında uygun fiyatlarla kebap ve uluslararası yemekler sunan bir diğer restoran.

Qebaptore Afrimi, fazla bilinmeyen ama gurmelerin Prizren'deki en iyi kebap yenilecek yer olarak gösterdikleri küçük bir restoran.

Restaurant Marashi, Nehir yakınında bulunan bir diğer güzel restoran. 

Tiffany Restoran, mükemmel bir yemek için arayıp mutlaka bulmanız gereken bir yer. 

Bol miktarda et içermeyen bir yemek için şehirde bulunan birçok pizza mekanını deneyebilirsiniz. Keyifli bir iç mekana sahip ve fiyatları uygun olan pizzacı Vintage bu kapsamda önerilmekte.

Prizren'de börek yemek için en iyi yerin Şadırvan Meydanında çeşmenin karşısında yer alan Saraybosna Burek olduğu belirtiliyor.

Börek için bir diğer yer olan Burek Sarajeves yine Şadırvan Meydanı bölgesinde bulunuyor. Ben de sabah kahvaltımı burada yaptım ve inanılmaz keyif aldım. Tepeleme börekle dolu tabağın hepsini bitirdim ve yanında da ayran içtim. En güzel tarafı bu doyurucu yemek için sadece 1,20 Euro ödedim. 


Prizren'in lezzetli böreklerini sunan bir diğer yer de yine meydanda olan Aurora adlı yerdir. Börekler genellikle Saraybosna tarzı yoğurdu bol bir bardak ayran ile yenilmekte.

Prizren'de geleneksel olarak yapılan baklava ve tulumba gibi tatlıları da bulabilirsiniz. Geleneksel tatlılar için en iyi yerlerden biri St. George Katedralinin karşısında olan Shendeti isimli küçük kafe-pastane tarzı yerdir. Ben de tesadüfen buradan dondurma aldım ve çok beğendim. Ancak ismine bakmadığım için ertesi gün bozasının meşhur olduğunu okuduğum bu yeri fellik fellik aradım. Artık vazgeçip buraya dondurma yemeye gidince adını gördüm ve tabi bozasını da içtim. Fiyatları da oldukça uygun bir yer, 2 top dondurma için 1 Euro ve bir bardak boza için 0,50 Euro ödedim. 



Kahvaltı ve baklava için önerilen bir diğer mekan Missini Sweets’dir.

Prince Coffee House, Kosova’da popüler bir kahve zinciridir. Prizren şubesi, açık havada oturabileceğiniz, güzel dekore edilmiş bir iç mekana sahip, Türk kahveleri ve macchiato'ları mükemmel olan, sıcak günlerde buzlu kahve içebileceğiniz güzel bir mekandır.

Kafe Libraria Sindikata, kahve ve bira içebileceğiniz bir mekan.

Sinan Paşa Cami'sinin hemen arkasında bulunan kafe-bar "La Linea" da önerilen bir diğer mekan.

Fellas Coffe-Kitchen, öğleden sonra bir bira veya kokteyl içmek için güzel bir yerdir. Batı tarzı yemek menüsü bar aperatifleri için iyi olabilir. 

Önerilen diğer barlar, Kosova craft birası Sabaja içebileceğiniz Bar Aca, Destill, Kafja Jeme, Barcode ve Te Kinezi mekanlarıdır.

Eğlence ve Etkinlikler

Prizren’in uluslararası sakinleri ve arkadaş canlısı yerel halkı, günün hemen her saati şehri eğlenceli bir yer haline getiriyorlar. Daha önce Priştine yazımda bahsetmiştim, Kosova şehirlerinde genç nüfus oranı oldukça yüksek. Dolayısıyla bu durum şehri eğlence, etkinlik, yeme içme anlamında çok dinamik ve hareketli bir yer haline getiriyor. Kentin dans kulüplerinde, çok sayıdaki tarz barlarında canlı müzik keyfi yaşanabilir. 

Balkan ülkeleri genel olarak kahve kültürleriyle tanınıyor. Kosova da bu ülkeler gibi kendi kahve kültürüyle haklı olarak gurur duyuyor. Prizren’de de yerel halkın, öğrencilerin ve uluslararası sakinlerin uğrak yeri olan çok sayıda güzel kafe bulunmaktadır. Yerel halkla tanışmak, onları gözlemlemek için güzel manzaralı bu yerel kafelerden birinde biraz zaman geçirmek harika bir yol olacaktır. 

Prizren, 2002 yılında başlatılan, her Ağustos ayında düzenlenen, dünyanın her yerinden belgesel film yapımcılarını ve hayranlarını çeken bir belgesel ve kısa film festivali olan Dokufest etkinliği ile tanınıyor. Bu festival döneminde ana tiyatro mekanlarına ek olarak, Prizen Kalesi de dahil olmak üzere doğaçlama gösterim mekanları kurulmakta. Festival süresince şehir insanlarla doluyor ve konaklayacak yer bulmak mümkün olmuyormuş. 9 günlük festivalde belgesel fotoğraf sergileri, filmler üzerine tartışmalar, belgesel film seminerleri ve canlı müzik etkinlikleri düzenlenmekte ve barlarda gece geç saatlere kadar süren çeşitli partiler verilmekteymiş.

Arnavut nüfusun çok olduğu Prizren gibi şehirlerde Arnavutluk'un bağımsızlığının ilan edildiği 28 Kasım günü Bayrak ve Bağımsızlık Günü kutlanmaktadır. Prizren'de bu gün takvimdeki en önemli günlerden biri olarak kabul edilmektedir. Yerliler, burada sınırdaki Arnavutlardan bile daha çoşkulu bir şekilde kutladıklarını iddia ediyorlarmış! 

Kosova’nın geleneksel müziğinin icra edildiği tek müzik festivali olan ‘Prizren Zambağı’ (the Lily of Prizren) Festivali yıllardır bu değerleri koruyup, Prizren’in en önemli etkinliklerinden biri olmayı başarmıştır. Baladlar ve serenatlar gibi kentsel müzik türünü geliştiren tek kültürel etkinliktir.

Ngomfest, her Haziran ayında Prizren'de gerçekleşen bir Müzik festivalidir. 2011 yılında başlamış ve dünyanın hemen her yerinden birçok alternatif şarkıcı ve gruba ev sahipliği yapmıştır.

Çizgi Roman ve Çizgi Film Festivali, her yıl Ekim ayında düzenlenir ve Çizgi film sanatçıları "Xhennet Comics" Derneği tarafından organize edilir. Festival, dünya çapında profesyonel ve amatör sanatçıları bir araya getiriyor. Bu sanatçılar, çizgi filmlerini ve romanlarını Gazi Mehmed Paşa Hamamı galerisinde sergilerler. 36 farklı ülkeden çizgi roman ve çizgi film sanatçısı festivale katılıyor. Bunlar arasında Bosna-Hersek, Sırbistan, Makedonya, Almanya, Malezya, Türkiye ve Romanya'dan sanatçılar var. Bu festivalde birçok kişinin katıldığı bir dizi atölye çalışması da var.

40 BunarFest, Prizren'de düzenlenen geleneksel olmayan alternatif bir spor festivalidir ve "Sober Sportsmenler Derneği" tarafından organize edilmektedir. Traktör iç lastiklerini kullanarak Bistrica Nehri boyunca rafting yapılmaktadır. Her yıl Mayıs ayında yapılan Festival günü çeşitli DJ'ler müzik etkinliği de yapıyor. Festival ayrıca her yıl bir çizgi roman yayınlıyor, kitabın konusu her yıl değişiyor ve Prizren'in eski şehir efsanelerinden çeşitli şahsiyetleri içeriyor.

Alışveriş

AVM tarzındaki büyük alışveriş merkezlerinin henüz yaygın olmadığı Prizren’de alışverişinizi genellikle geleneksel dükkanlar ve pazarlardan yapabilirsiniz. Zaten Eski Şehir bölgesini gezerken adeta Anadolu’daki bir şehri geziyormuş hissiyatına kapılıyorsunuz. Benzer geleneksel kıyafetler, bakır eşyalar, seramikler ve işlemeler ne ararsanız hepsi var. 


Prizren ve çevresinde halen yapılmaya devam eden az sayıda geleneksel el sanatı vardır. Prizren'de, halı ve nakış satan bazı kadın kooperatifleri varmış. Bunları bulmak için esnafa sorabilirsiniz. Prizren için en geleneksel el sanatı her zaman telkari olmuş. Geleneksel yerel düğünler için oldukça süslü parçalar yapılıyormuş. Ancak bazı dükkanlarda daha basit parçaları ve hatta antikaları bulabilirsiniz.

Prizren’de Pazar Çarşamba günü kuruluyormuş. Şehir, civardaki tüm köylerden tüccarlarla ve satıcılarla doluyormuş. Ahşap işleri gibi el sanatlarına ek olarak, ucuz olan fabrika işi dekorasyon malzemeleri ve biblolar da satın alabilirsiniz.

Gezelim Görelim

29 Eylül 2019

Taş Köprü-Stone Bridge

Bistrika Nehri, Prizren kentinin tam ortasından geçerek şehri neredeyse benzer iki parçaya bölmekte. Balkanlar'da eski taş köprüler görmek hiç sürpriz değildir ve hemen her yerde görebiliyorsunuz. Prizren’de Bistrika üzerine tarihte birçok köprü inşa edilmiş, ancak şüphesiz şehrin simgesi haline gelen en özel köprü bu Taş Köprü'dür. 


Taş Köprü eski şehrin merkezinde bulunmaktadır. Tarihsel kaynaklar, yapılış zamanı hakkında herhangi bir bilgi sağlamamakla birlikte kullanılan malzemelere, stile, yapım tekniğine dayanarak, köprünün 15. yüzyılın sonunda veya 16. yüzyılın başında inşa edildiği kabul edilmektedir. 


Yapılışından sonra Taş Köprü büyük değişiklikler geçirmiş. 60'lı yıllarda Bistrika Nehir yatağının inşası sırasında ciddi yapısal hasarlar verilmiş ve 1963 yılında da Nehrin sağ tarafındaki yolun inşası nedeniyle sağ kemer hasar görmüş. 1979'daki su baskını ise tüm köprüyü tahrip etmiş ve Kültürel Anıtları Koruma Enstitüsü'nün gözetiminde köprü tekrar inşa edilerek 1982 yılında açılmış. Yani Prizren’de bugün göreceğiniz köprü orijinal bir köprü değil. Ortadakinin yüksek ve yan kemerlerin daha küçük olduğu üç kemerli Eski Köprü kireç ve sıva ile birbirine bağlanmış kaliteli oyma taşlardan inşa edilmiş. Eski köprünün uzunluğu yaklaşık 30 metreymiş ama mevcut köprü sadece 17 metre uzunluğundadır. Taş döşeli Köprü güzergahının genişliği 4.20 metre olup yapılışından itibaren sadece yayalar için kullanılmıştır.


Bistrica Nehri üzerine yapılan bu köprünün şehrin tarihi dokusuyla beraber harika bir görüntüsü var. Doğu tarafında Arasta Köprüsü, batı tarafında ise Nalet Köprüsü var. Köprü solda “Şadırvan” Meydanını ve Nehrin sağ tarafındaki Saraçhane'yi birleştiriyor. Köprüden geçerken adeta eski zamanlara geri dönüyorsunuz. Tam karşınızda gözüken yeşillikler içindeki Kaleyi ve henüz çirkinliğe bürünmemiş şehrin eski yapılarını huzur içinde seyrederken bir samimiyet ve sıcaklık hissi sizi sarıp sarmalıyor. Taş Köprü Nehirle birlikte özellikle gün batımında harika bir manzara vadediyor. Nehir etrafında bahar aylarında birine benim de şahit olduğum yarışlar, eğlenceler, festivaller gibi organizasyonlar düzenleniyormuş.

Taş Köprüde durup, doğu yönünde tepedeki Kaleye doğru baktıktan sonra Nehrin kuzey tarafına geçin ve karşı taraftan Eski Şehir merkezinin manzarasını seyrederek kıyı boyunca yürüyün. Bir sonraki köprüde Nehrin yine karşısına geçerek ilk cadde olan, Vatra Shqiptare’den sağa, batı tarafına dönün. Biraz ileride muhteşem mimarisiyle Sinan Paşa Camisi'ni göreceksiniz. 


Sinan Paşa Camisi - Sinan Pasha Mosque

Prizren'in en büyük camisi olan Sinan Paşa Camisi kentin siluetine hükmediyor. Etkileyici kubbesi, minaresi ve sütunlu dış cephesi, sokaktan bakıldığında muhteşem bir manzara sunuyor. TİKA’nın önemli bir restorasyondan geçirdiği Sinan Paşa Camisi Osmanlı Devleti'nin bu bölgedeki varlığından geriye kalan en önemli anıtlardan biri. 

  


     

     

Cami'nin içindeki yazıtlara göre, Sofi Sinan Paşa, burayı 1615 (hicri 1024) yılında yaptırmış. Bazı kaynaklarda yakındaki Sırp Ortodoks Manastırı'ndaki Kutsal Baş Melekler Manastırı'ndan (Aziz Arhangel Manastırı) alınan taşlarla inşa edildiği belirtilen Sinan Paşa Camisi, daha 1990’da Sırbistan tarafından Olağanüstü Önemde Kültür Anıtı olarak koruma altına alınmış. Cami yaklaşık 14 metre uzunluğundadır ve kare şeklindedir. Kurşunla kaplı büyük bir kubbe ile boyalı ve sarkıt başlıklı mihrabı örten daha küçük yarım bir kubbesi vardır. Kurşunla kaplı konik bir yapı ile kaplanan minaresi 43.5 metre yüksekliğiyle şehirdeki en yüksek yapılardan birisidir ve hem Nehir'den hem de Kale'den kolayca bu Cami'yi görebilirsiniz. 


Cami, 1,65 metre kalınlığında duvarlarla inşa edilmiş ve 50'den fazla pencereye sahiptir. Yapıldığı dönemde bir medrese ile çeşitli konularda kitapların bulunduğu bir kütüphanesi de varmış. Cami'nin girişinde kurucusu tarafından 16. yüzyılda yaptırılan bir çeşme de bulunuyor. 

Sinan Paşa Camisi'nin içindeki duvarlar ve kubbe 19. yüzyılda çoğunlukla çiçek desenleri ve Kuran ayetleri ile boyanmış. Minber çiçek motifleriyle süslenmiş. Caminin taş döşemesi ve marangozluk orijinaldir. Muhteşem, karmaşık çiçek resimleriyle süslenmiş iç mekan adeta nefesinizi kesecek. Sinan Paşa Camisi'nin içi son derece zengin kalem işi süslemelere sahiptir. Bunlar kubbe ve trompların içlerinde, pandantiflerde, pencere alınlıkları ve çevresinde, mihrap, minber ve müezzin mahfilinde görülmektedir. Cami'de yoğun biçimde bulunan bu süsleme tarzı Batılılaşma döneminin özelliklerini taşımaktadır. Bu yapı Türk Barok üslubunun Balkanlar’daki en önemli örneklerinden biridir.


Cami ziyarete açık ve fotoğraf çekmeye izin veriliyor. Ancak içeriyi daha detaylı bir şekilde görmek için namaz vakitlerinin dışında gitmek ve ibadet yerine uygun kıyafet giymek daha iyi olur diye düşünüyorum. Girişten önce ayakkabıların çıkarılması gerekiyor ama kadınlar için birçok camide zorunlu olan başörtüsü gerekli değil. Caminin içerisi birçok renk ve şekildeki süslemeler bakımından oldukça zengin. Arabesk tarzın yanısıra Barok tarzında flora ve fauna süslemeleriyle dekore edilen Cami'de aslında iki kat resim bulunuyormuş. İlki Caminin yapıldığı 17. yüzyıla ait resimler ve ikincisi de 19. yüzyıla ait bir resim katmanıdır. 

       

  

Cami'den çıkıp sola doğru dönün ve geldiğiniz caddeden bir süre yürüdüğünüzde kendinizi şehrin en merkezi yeri olan Şadırvan Meydanı'nda bulacaksınız.

Şadırvan Meydanı-Shadervan Square

Şadırvan Meydanı, kentin merkez meydanıdır. 15-16. yüzyıldan kalma Şadırvan Meydanı tipik üçgen bir meydandır. Üçgen şekilli meydanların varlığı kendiliğinden oluşmuş kasabalarda eski zamanlardan beri bilinmektedir. Orta Çağ kentlerinde üçgen şekilli meydanlar genellikle kamusal bir alan olarak ortaya çıkarlar. Şadırvan Meydanı, şehir merkezinde bulunan Sinan Paşa Camisi'ne uzanan ana yaya ekseninin kesişiminde bulunmaktadır. 


Şadırvan Meydanı, Prizren'in en güzel ve en turistik kısmıdır ve kesinlikle bu şehrin sunduğu en iyi cazibe merkezlerinden biridir. Prizren’in ana meydanı, yerel halkın buluştuğu, toplandığı, sohbet ettiği, yemek yediği, kahve ve bira içtiği yani sözün özeti hayatı dolu dolu yaşadığı merkezi bir alandır. Meydanın etrafı kafelerle, barlarla, restoranlarla, pastanelerle, küçük dükkanlarla ve genellikle 2 katlı yapılarla çevrilidir. Meydanın etrafındaki binaların büyük bir kısmı yenilendikleri 19. yüzyılın sonlarına ve 20. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir. Açık renklerdeki küçük detaylar ve kentsel özellikler kullanılarak meydanın amacına uygun bir mimari tarz benimsenmiştir. Meydanda ve meydana uzanan sokaklarda granit parke taşları kullanılmış ve araç trafiğine kapatılmıştır. 


Yerel halkı gözlemlemek için burada oturup bir kahve içmek ya da yemek yemek için mükemmel bir tercih olacaktır. Ana meydanın merkezinde oldukça sade görünümüyle Şadırvan Çeşmesi bulunuyor. Uzun zamandır bu çeşme kentin sembollerinden biri olmuş. Meydandan gelip geçen insanların durup su içtiklerini görebilirsiniz. Çeşmeden su içilmesi güvenliymiş ve denediğim için biliyorum billur gibi bir suyu var. Yaz aylarında hemen hemen her gece ve güzel havanın hüküm sürdüğü bahar akşamlarında bu meydan neredeyse sabahlara kadar sürecek bir eğlence ve kalabalıkla dolu oluyormuş.


Şadırvan Meydanı'ndaki konumu, şekli ve süsleriyle neredeyse şehrin simgesi haline gelen Şadırvan Çeşmesi'nden su içen kişinin "tekrar Prizren'e geleceği" veya "Prizren'de evleneceği" söylentileri var. Hatta "Kim bu Çeşmeden su içerse Prizren'den ayrılması zor olur" diyen eski bir atasözü de varmış. 



Meydandaki bu heykel de 1998'de öldürülen NLA/UCK'un komutanı Xhevat A. Berisha'nın anısına yapılmış.


Prizren’de kaldığım 2 gecelik sürede Şadırvan Meydanı'nın çevresindeki sokaklarda yürüyüş yapan, çocuğunu gezdiren, arkadaşıyla buluşan, sohbet eden, yemek yiyen, kahve ve bira içen yerel halkla dolu olduğunu bizzat gözlemledim ve adeta kendimi bir sayfiye şehrinde gibi hissettim.


Burayı gördükten sonra Meydanın üst köşesindeki yokuşu tırmanmaya başladım ve kısa bir süre sonra Aziz George Katedralini sol tarafımda görmeye başladım.

St George Katedrali-St George Cathedral

Saint George Sırp Ortodoks Katedrali, kubbe ve küçük bir kuleye sahip üç koridorlu bir Bazilikadır. 15. yüzyılda inşa edilen eski bir kilisenin yakınlarına 1856'dan 1887'ye kadar kademeli olarak inşa edilmiştir. Katedralin içindeki freskler 17. yüzyıldan kalmadır. Yapı, 1999 ve 2004 isyanları sırasında ağır hasar görmüş. Ondan sonra uzun yıllar tadilat yapılmış ve bugünkü durumuna getirilmiş. Katedral, Temmuz 2012'de, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafından ve Mart 2016'da da Galler Prensi Charles’ın başını çektiği İngiliz Kraliyet Heyeti tarafından ziyaret edilmiş.


Koruma altındaki Katedrale erişim genellikle polis tarafından engelleniyormuş. Ziyaretçilerin görevlilerden bahçede yürümek için izin isteyerek yaklaşabildiği ve kilisenin içine giremedikleri belirtiliyor. Bahçeye girerken kapıdaki güvenlik görevlisi beni de durdurdu ve nereden geldiğimi sordu. Sonra şansıma bir ayinin henüz bittiğini ve içeriye kısa bir süre bakıp çıkabileceğimi söyledi. İçeride halen din görevlileri insanlarla sohbet ediyorlardı. Onları rahatsız etmeden iç kısmının muhteşem dekorasyonunu inceleme fırsatı buldum. Görevlinin iyi niyetini suistimal etmeden kısa süre sonra çıkıp teşekkür ederek ayrıldım. Yolun hemen karşı tarafında etrafı kapatılmış başka bir kilise gördüm.

Aziz Nikolaos Kilisesi (Tutic Kilisesi)-Church of St. Nicholas (Tutic Church)

Tutić Kilisesi olarak da bilinen St. Nicholas Kilisesi Dragoslav Tutić ve eşi Bela tarafından 1331-1332'de kuruldu. Daha sonra kilise Visoki Dečani Manastırı'na sahip oldu. Küçük Sırp Ortodoks Kilisesi 1970 ayaklanmasında büyük hasar gördü. 1990'dan bu yana Sırbistan'ın Olağanüstü Önemdeki Kültür Anıtları listesinde yer alıyor. 2004 yılında Kosova'daki iç karışıklık sırasında kilise tahrip edildi. 2005 yılından bu yana, Avrupa Birliği'nin mali desteğiyle, kiliseyi orijinal haline getirmek için çalışmalar yapılmaktadır.


St.Nicholas Kilisesi, merkezi sekizgen bir kubbesi olan, küçük taş ve tuğladan tek nefli bir kilisedir. Sunak apsisi yarım daire şeklindedir. İnşası sırasındaki yazıtlar kısmen korunmuştur ve 19. yüzyıl el yazmaları kilisenin inşa edildiği tarihi göstermektedir. Kilisedeki freskler de kısmen korunmuştur. Bu fresklerin tarzlarına, temalarına ve düzenlerine dayanarak, St. Saviour Kilisesi ve St. George Kilisesinde bulunan en eski resimleri yapan ressam grubu tarafından boyandıkları düşünülmektedir.

Yolun sağ tarafında sıralanan dükkanların vitrinlerine de ara sıra bakarak yokuş yukarı yürümeyi sürdürdüm. Bu yol üzerinde bulunan Shendeti' adlı bir pastane/kafe benzeri yerden dondurma aldım ve çok memnun kaldım. Bir süre sonra üçyol ağzında büyük bir kilisenin siluetini görmeye başladım.

Perpetual Succor Meryem Ana Katolik Katedrali- Catholic Cathedral of Our Lady of Perpetual Succour

Perpetual Succor Bizim Leydi Katedrali, Roma Katolik Piskoposluğunun merkezi olan bir Roma Katolik Katedralidir. Bu Katedral “Precinct of the Lady Helper Church” ve “Con-cathedral of the Lady Helper” olarak da bilinir.


Prizren Katedrali, Üsküp Başpiskoposu Dario Bucciarelli tarafından 1870 yılında yaptırılmış. Saat Kulesi, Hırvat bir rahip ve mimar olan Thomas Glasnovic tarafından inşa edildi. 


Kilisenin kuzey tarafındaki freskler arasında olan 1883 yapımı İskender Bey freski Arnavut rahip ve ressam Gjergj Panariti tarafından boyanmış. 

 

Katedral'in girişine ulaşmak için yokuş aşağı yürüyerek etrafını dolaşmak gerekiyor. İlk gidişimde akşam olduğundan girişine kadar gitmedim. Ertesi gün gezmek için gittiğimde de Pazar ayini yapıldığından çok detaylı gezme fırsatı bulamadım. 

 

Vakit epey ilerlemişti ve ben de geri dönerek hostele dinlenmeye gittim.

30 Eylül 2019

Sabah erkenden kalkarak hemen Kaleye doğru yürümeye başladım. Kale, şehir merkezine 20 dakikalık bir yürüyüş mesafesinde ve 24 saat açık. Ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Yürüyüş güzergahı çok zorlayıcı değil ve arada durup şehri seyrederek soluklanabiliyorsunuz.


Prizren Kalesi-Prizren Fortress (Kalaja)

Prizren Kalesi, kentin eski tarihinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Kalaja olarak da adlandırılan Prizren Kalesi, Nehir'den bakıldığında görülen bir tepenin üzerine konumlanmış. Kale, Nehrin sol tarafında, deniz seviyesinden 500 metre yukarıda, surlar içerisinde bulunan 1,6 hektarlık bir alanı kapsamakta. Topografik konumu, şehir üzerindeki hakimiyeti, Kaleden görülen oldukça çekici doğal manzara ve iyi düşünülmüş mimari tasarım, burayı arkeoloji, tarih ve turizm açısından oldukça değerli kılmakta. Orta Çağ'dan kalma Kale Kentin doğu kesiminde, Prizren şehrinin en yüksek yeri olan konik şekilli bir tepenin üzerinde stratejik bir noktaya yapılmış.


Yazılı kaynaklar Prizren Kalesinin tarihi hakkında fazla bir bilgi sağlamamakla birlikte bilinen en eski kaynak olan “the Byzantine Chronicler Procopus of Cesar” adlı eserde Dardanya'da ilk kez yenilenen kaleler arasında Prizren Kalesi anlamına gelen Petrizen Kalesi'nden bahsedilmektedir. Arkeolojik kalıntılar üzerinde yapılan daha kapsamlı çalışmalar sonrasında bu bölgenin ilk yerleşimi olarak Bronz Devri'nin tarih öncesi yerleşimi ve erken Demir Dönemi'ne ait izler bulunmuştur. Ayrıca, Roma Dönemi ve Geç Antik Çağ'dan kalma mimari izlere ve malzemelere de bu kazılarda rastlanmıştır. 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde kale duvarları güçlendirilmiş ve genişletilmiş. Hamam, cami ve diğer askeri tesislerle zenginleştirilmiş. Son tadilatı 19. yüzyılın üçüncü on yılında aristokrat aile Rrotlla tarafından yaptırılmış. Kosova’nın Osmanlı yöneticileri 1912’de buradan ayrılana kadar Kalenin bir yönetim merkezi olarak kullanıldığı kabul edilmektedir. Prizren Kalesi'nin temel işlevi 1912 yılına kadar devam ettirilmiş ama ondan sonra Kale kendi kaderine terkedildiğinden tahribat büyük olmuş. 2008-2010 yılları arasında bazı restorasyon ve koruma çalışmaları yapılmış ve bu çalışmalar halen devam etmektedir. 


Burada görülecek yerler arasında Silah Deposu, Cami, Gözetleme Kulesi, Gizli Tünel gibi yerler var. 

  

  


 

Hakim konumu ile Prizren Kalesi, Dünyanın her yerinden ziyaretçi çeken önemli anıtlardan biridir. Tarihi, mimari, bilimsel değerlerinin yanı sıra, bu alan kültürel, turizm ve ekonomik açıdan büyük bir öneme sahiptir. Burası Olağanüstü Önemde bir Kültür Anıtı olarak koruma altına alınmıştır. Şehrin 200 metre yukarısında bulunan teras, tarihi Prizren Şehri'ni, gökyüzüne süzülen sayısız minareleri, kırmızı çatıları ve çevresindeki Şar Dağları'nın nefes kesen manzarasını kuşbakışı görmek için ideal bir yer. Kalenin manzarası o kadar güzeldi ki Prizren'i ziyaret ettiğimi ve kaleyi atladığımı hayal dahi edemiyorum.

 

Özellikle güneşin etkili olduğu sıcak günlerde gün içerisinde, kale o kadar kalabalık olmuyormuş. Ancak gün batımından kısa bir süre önce yerel halk buraya geliyor ve adeta bir karnaval atmosferi hakim oluyormuş. Kale arazisinde yazın ara sıra konserler ve tiyatro etkinlikleri de düzenleniyormuş. 2010'dan başlayarak, Uluslararası Belgesel Film Festivali “Dokufest” in bir parçası olarak, kale kapısına çeşitli filmler gösteren ve kalenin turistik işlevini önemli bir kültürel etkinlikle zenginleştiren açık bir sinema da kuruluyormuş.

Geldiğim yoldan şehre geri dönmeye başladım. Yol üzerinde gördüğüm Kutsal Kurtarıcı Kilisesi (The church of the Holy Savior) maalesef kapalıydı ve hiçbir yaşam belirtisi yoktu.

Kutsal Kurtarıcı Kilisesi-The church of the Holy Savior

Kutsal Kurtarıcı Kilisesi, Tanrı'nın Meryem’i kabulüne adanmış ve 1330 civarında inşa edilmiş olan bir Sırp Ortodoks Kilisesidir. Kutsal Kurtarıcı Kilisesi, Kosova'nın ve Metohija'nın en güzel Kraliyet kasabası olan eski Sırp kraliyet kenti Prizren'in güneybatı kesiminde yer almaktadır. Kilise, tüm bölgeye hakim olan ve Prizren'in olağanüstü güzel manzarasını sunan Podkaljaja adı verilen Kalaja Kalesi'nin altındaki küçük bir platoda yer almaktadır. Podkaljaja Mahallesi bir zamanlar Sırp ve Aromanian nüfusu ile dolu Prizren’in bir bölgesiymiş. Ancak günümüzde bu bölge tamamen yıkılmış, yanmış ve ıssız Sırp evlerinin sadece harap kalıntıları görülebiliyor. Kilise 1990 yılında Olağanüstü Önemde Kültür Anıtı olarak ilan edilmiş ve Sırbistan Cumhuriyeti tarafından korunuyormuş. Kosova'daki 2004 iç karışıklığı sırasında ağır hasar gördüğünden bir süre ziyarete kapatılmış. Günümüzde ziyarete açık olduğu ve 2 € giriş ücretinin olduğu belirtilmekle birlikte buna ilişkin herhangi bir emare göremedim.


Kale duvarlarının altına sıkışmış, yamaçta gizlenmiş bir de Kutsal Pazar Kilisesi adlı küçük bir Kilise bulunmaktadır.

Kutsal Pazar Kilisesi-Church of Holy Sunday

Bu küçük Kilise 1371 yılında inşa edilmiştir. Ziyaretçilere kapalıdır, ancak kilisenin arkasındaki pencereden içeriye bakılabilir.


Şehir Merkezine geri döndüm ve bir kültür merkezi olan Europa Kompleksini yol üzerinde gördüm.


Pazar sabahı olması nedeniyle sokaklar hala boştu, kafe ve restoranlar bile halen açılmamıştı.


Sinan Paşa Camisi'nin arkasında yer alan geniş alanda hediyelik eşya dükkanları bulunuyor.


Prizren Eski Şehir merkezindeki birçok ağaca kadınların elişlerinden oluşan giysiler giydirilmişti ve hepsi de çok hoş gözüküyordu. Evde kullanmaya kıyamayacağınız dantelleri bile açık havada her türlü yağmur ve güneşe maruz kalacak şekilde ağaçlara dolamışlardı!


 

Şadırvan Meydanı'na gelerek Bosna Börekçisi'nde kıymalı börek ve ayran siparişi verdim. Tepeleme gelen tabağı deyim yerindeyse sildim süpürdüm ve bu lezzetli kahvaltı için sadece 1,20 Euro ödedim. Burada olsa hergün kahvaltımı böyle yapardım, hem ucuz hem de lezzetli!


Prizren’e akşam saatlerinde geldiğim için karanlıkta farkedememişim. Bu güzel havada bir gördüm ki Taş Köprü'nün tam karşısında Türk Başkonsolosluğumuz bulunuyor.

 

Taş Köprünün doğu tarafında Arasta Köprüsü, batı tarafında ise "Mavi Sevgi Köprüsü" olarak da bilinen Nalet Köprüsü bulunuyor. Köprüdeki kilitler ise görülmeye değer, böyle bir yerde iyi iş yapacağı için kilit satmak isterim!

  

Arasta Köprüsü 18. yüzyılda inşa edilmiş ve kapalı bir pazara hizmet vermiş.

 

Nalet Köprüsü ise, başlangıçta ahşaptan yapılmış küçük bir köprüymüş. Köprünün adı “şeytanın köprüsü” anlamına geliyor. Böyle adlandırılmış çünkü eskiden bu köprüyü geçerken insanlar kayıp nehre düşüyorlarmış.

Prizren yerlilerinin Tabakhane Köprüsü olarak da bildikleri “Suzi Çelebi” Köprüsü 1513 yılında inşa edilmiş. Tabakhane semtine geçmek için kullanılan Köprü yıktırılmış ve şimdilerde yeniden inşa ediliyormuş. İnsanlar geç kahvaltı için meydandaki ve Nehir kenarındaki kafeleri doldurmaya başlamıştı.


O gün Şadırvan Meydanı'nda Pink Lady adında bir etkinlik vardı ve oradan başlayacak bir yarış olacağını duymuştum. Ortalık canlı pembe renkli tişört ve şapka giymiş insanlarla doluydu. Kamera önünde yapılan konuşmalar ve dans gibi küçük etkinlikler de yapıldı.

 

Meydanda Eski Şehri gezmek için turistik amaçla kullanılan faytonlar da bulunuyor.


Konsolosluğun yanındaki sokaktan ilerleyerek Halveti Tekkesine ulaştım. Bahçede 2 adam oturmuş çay içiyordu ve bana nereden geldiğimi sordular. Türk olduğumu öğrenince görevli kişi kilitli olan kapıyı açtı ve fotoğraf çekmeden gezebileceğimi söyledi.

Halveti Tekkesi-Halveti Teqe

Halvetilik, Kosova’da en yaygın tarikatlardan biriymiş ve Prizren şehri de Halvetiliğin merkezi olarak kabul ediliyormuş. 

Halvetiyye Tarikatı Kosova’da, tarikatın Ahmediyye (Yiğitbaşiyye) Şubesi’nin Ramazâniyye kolu vasıtasıyla yayılmış. Bistrica Nehrinin hemen yanı başında sayılabilecek bir yerde, eski adı Saraçhane olan bugün ise Kukli Bey Camisi’nin yanında bulunan bu Tekke, Hayâtiyye silsilesinde yer alan Hüseyin Yeniceli’nin halifelerinden Şeyh Pir Osman Baba tarafından 1712 yılında kurulmuş. Şeyh Osman Efendi, bugün Arnavutluk sınırlarındaki Veje Köyünde doğmuş, medrese eğitimini Serez’de (Yunanistan) tamamladıktan sonra Halvetî dergâhına girmiş, daha sonra da Prizren’e gelerek bu tekkeyi kurmuş. Bu tekke, Arnavut bölgelerindeki ilk Ramazânîlik tekkesi olmuş ve sonradan kurulanların da merkezi haline gelmiş.


Saraçhane Halveti Tekkesine Şeyh Osman Baba’dan sonra sırasıyla Şeyhin oğulları Şeyh Ahmed b. Şeyh Osman, Şeyh Sinan b. Şeyh Osman, Şeyh Hüseyin b. Şeyh Sinan, Şeyh Cemaluddin, Şeyh Sihabuddin, Şeyh Alaüddin, Şeyh Hüseyin, Şeyh Hasan ve Şeyh Necati makama oturmuş ve günümüzde de şeyhlik makamında Şeyh Necati’nin oğlu Şeyh Abidin bulunmaktaymış. Tekkede çok sayıda müftü, imam, müderris yetiştirilmiş. Yakova, Rahovça ve Mitroviça’da kurulan Halvetî tekkeleri de bu tekkeye bağlıymış.

Bölgedeki diğer tekkelerde olduğu gibi burada büyük bir semahane, avluda bir şadırvan ve diğer bölümler yapılmış. Tekkenin önceki şeyhlerinin kabirleri, tekke ile aynı çatı altında olan ve oldukça geniş bir alanı kaplayan türbe içerisinde bulunmakta. Türbe içinde sürekli olarak mum yanıyormuş. İç kısmı, çiçek ve arabesk motifli seramik çinilerle süslenmiş semahanede müzik aletleri gibi tekkeye has unsurlar bulunuyor. Burada her perşembe günü yatsı namazı sonrası zikir yapıldığı belirtiliyor. Tekkenin içinde birçok el yazması ve beratların bulunduğu zengin bir kütüphane de bulunuyor. Diğerlerini görmedim ama Halveti Tekkesi, bugün bu tarikata mensup tekkeler içerisinde en önemlisi ve en güzeli olarak kabul ediliyormuş. 


Tekkeyi gezip dualarımı da ettikten sonra bana kapıyı açan görevliye teşekkür ederek ayrıldım ve ara sokaklarda yürümeye başladım.


Arada kalmış bir Cami gördüm. Caminin adı Kukli Mehmet Bey (Saraçhane) Camisi'ymiş.

Kukli Mehmet Bey (Saraçhane) Camisi-Kukli Mehmet Bey Mosque

Kukli Mehmet Bey-Saraçhane Camisi, şehrin merkezinde, daha önce deri işleme ustalarının çalıştığı ve bir buğday pazarının kurulduğu Saraçhane olarak bilinen semtte yer almaktadır. Bina Halvetiye Tekkesine ve Gazi Mehmed Paşa Hamamına yakın bir konumdadır. Kukli Mehmet Bey Camisi, kentin en eski camilerinden biridir ve özel kültürel ve tarihi değerlere sahiptir. 1531 yılında, Selanik'ten Bosna'ya kadar olan bölgenin Valisi olan Kukli Mehmed Bey tarafından yaptırılmıştır.


Tesadüfen gördüğüm yön tabelalarını izleyerek yakınlarda olan Etnoğrafya Müzesine ulaştım. 

Prizren Etnoloji Müzesi-Prizren Ethnological Museum

Aslında tam zamanında gelmişim çünkü Pazar günleri burası geç açılıp erken kapanıyormuş. Zaten Müzenin çalışma saatleri de öyle çok düzenli değil anlaşılan. Görevli 1 Euro ücreti aldıktan sonra muhteşem kıyafetlerle ve etnografik eşyalarla dolu olan 2 katı gezdirdi. 1-2 fotoğraf çekebileceğimi de söyledi ama ben biraz abartıp fazlaca çekmişim. 

Binasının da muhteşem olduğu bu samimi küçük müzede, kostümler, el sanatları ve ev aletlerine ilişkin ilginç bir sergi bulunuyor. Aslında sergilenenler bize uzak eşyalar değil, sanki Anadolu’nun bağrından çıkıp gelmişler gibi!

 

 

Müze Binası da Şeyh Zade'nin Eski evinin restorasyonuyla müze haline getirilmiş.Bu güzel binanın küçük bir avlusu da var.


Buradaki gezimi de tamamladıktan sonra sıra geldi meşhur Prizren Hamamına! Burayı da aslında kılpayı yakalamışım, çünkü sergiyi gezdikten bir süre sonra bu yoldan geri dönerken kapıyı kapattıklarını gördüm.

Gazi Mehmet Paşa Hamamı (Hamam)-The hammam of Prizren

Hamam, Prizren'deki oryantal ve yerel geleneklerin birleştiği erken dönem Osmanlı döneminin en karakteristik tesislerinden biri olarak kabul edilmektedir. Güney Doğu Avrupa’nın en değerli Hamamlarından biri olan Prizren Hamamı, olağanüstü tarihsel, mimari, sosyal ve çevresel öneme sahip olmasının yanısıra, Prizren ve yöresinde yerel yaşama yüzyıllar boyunca entegre olan Osmanlı kültürünün manevi ve kültürel mirasının da bir simgesi olarak kabul edilmektedir.

Gazi Mehmet Paşa Hamamı, şehir merkezinin çok yakınında, Kukli Mehmet Bey Camisi ve Emin Paşa Camisi'nin yakınlarında yer almaktadır. 1563-1574 döneminde İşkodra Sancak beyi olan Gazi Mehmet Paşa tarafından 1573-1574 yıllarında yaptırılmıştır. Aslında Türk Hamamı, Bayraklı Camisi, Ortaokul (Medrese), ilkokul (meytep), kütüphane ve türbe de dahil olmak üzere kurulan büyük mimari bir kompleksin bir parçasını oluşturmaktadır.


Hamam, tuğla ile birlikte çeşitli taşlardan inşa edilmiştir. Duvarlarının genişliği yaklaşık 90 cm olup çatısı, soğukluk ve giriş kısmı üzerine inşa edilmiş iki büyük kubbeden ve sıcak kısmı üzerinde yapılmış dokuz küçük kubbeden oluşmaktadır. Çatı kaplaması soğuk alan üzerinde kiremitlerle ve diğer alanlarda da kurşun kaplamayla yapılmıştır.

Hamam “çifte hamam” türünde yapılmıştır, yani her iki cinsiyet tarafından da aynı anda kullanılmıştır. Hamamın erkek kısmı kadınlar için ayrılan kısımdan daha büyüktür. Hamamın güney tarafında bulunan giriş alanı yani resepsiyon dışında soyunma odaları, hamamın merkezi kısmı, terleme alanı, eğlence alanı ve göbek taşı olmak üzere bu tür hamamlarda gerekli tüm alanlar bulunmaktadır.


Hamam, 1833, 1964 ve 1970'lerde restorasyondan geçmiş. Hatta Ana kapıda Tahir ve Mehmet Paşa tarafından yaptırılan restorasyon tarihini gösteren bir plaka (1833) bulunmaktadır. 1944 yılına kadar hamam olarak hizmet vermiş ve daha sonra peynir üretimi, depo olarak kullanılmış. 1954'ten beri devlet korumasına alınan Hamam,1964 yılındaki restorasyon ve koruma çalışmaları yapılmadan önce etrafı, o tarihlerde yıkılmış olan ticari dükkanlarla çevriliymiş. 1970'lerde bile, birkaç yenileme çalışması yapılmış, ancak Hamam ondan sonra 1981 yılına kadar zamanın merhametine bırakılmış. Bu tarihte Hamam onarılmış ve bakımı yapılmış. 1999’da NATO’nun Kosova’ya müdahalesinden sonra, Hamamın korunması için bazı önlemler alınmış. 2000 yılından bu yana, Hamam'ın giriş kısmı ve soğukluk çeşitli kültürel, sanatsal ve eğitim faaliyetlerini organize etmek için bir galeri olarak kullanılmaktadır.

 

Hamamdaki sergi oldukça güzel dizayn edilmişti ve böyle otantik bir ortamda modern heykelleri görmek değişik oldu. Zaten çok küçük bir alan olduğundan çabucak gezerek buradan çıktım ve tek bir minaresi kalan Arasta Camisini yolun tam karşısında gördüm.

Arasta-Evrono Camisi Minaresi-Arasta-Evrono Mosque Minaret

Osmanlı İmparatorluğu'ndan geriye kalan bir başka ilginç eser de Arasta Camisi'nin Minaresidir. Arasta Camisi 1526-1538 yıllarında Evronoszade Yakup Bey tarafından yaptırılmış ve Minare de sonradan eklenmiş. Bu bölge geleneksel bir çarşı olduğundan esnaf ibadet için bu camiye gelirmiş. 1960’larda Yugoslavya zamanında Arasta Camisi ve Arasta Mahallesindeki birçok bina yıkılarak yerlerine çok katlı binalar inşa edilmiş. Şehrin bu tarihi kısmının dokusu, sosyalist hükümetin sözümona "modernleşme" girişimi tarafından tahrip edilmiş. Bu kıyımdan sadece Cami'nin Minaresi kurtulmuş. 1970’lerde onarımı yapılmış ve bir kültür mirası olarak koruma altına alınmış. İlginç bir bilgi de vereyim. Minarenin üzerinde taşa kazılmış bir Davut Yıldızı da bulunuyormuş.


Emin Paşa Camisi-Emin Pasha Mosque

Son dönem Osmanlı mimarisinin seçkin örnekleri arasında bulunan önemli camilerden biri de, Gazi Mehmet Paşa Hamamına yakın, “Saraçhane” semtinde, Tahir Paşa'nın oğlu ve 1789'dan 1843'e kadar Prizren Sancak Beyi olan Mehmet Emin Paşa tarafından 1831 yılında yaptırılan bu camidir. Emin Paşa Camiye ilave olarak, Meytep'i ve diğer yapıları da inşa ettirmiş. İnşa yılı giriş kapısı üzerindeki yazıtta, “Caminin hayırsever ve kurucusu Kiustendil'in Mutesarif'i Tahir Paşa'nın oğlu Prizren'in Emin Paşa'sıdır. Yapım yılı 1831” olarak dört satırda belirtilmiş. Caminin inşası bölgeye özgüdür ve Sinan Paşa Camisi'ne oldukça benzer, ancak ona göre daha küçüktür.

  


İç mekan süslemeleri ve işçilik Sinan Paşa Camisi'ndeki ikinci etap resimlerine çok benzemektedir. Her iki yapının bezemesinin aynı ustalar tarafından yapıldığına işaret olabileceği belirtilmektedir. Gerçekten ben de bu 2 camiyi gezdiğimde aynı şeyi düşündüm, kullanılan renkler ve motifler neredeyse aynı gibiydi. İç ve kısmen girişteki dış duvarlardaki resimler, 19. yüzyıl Avrupa sanatının nüfuzunu ve etkisini yansıtan Barok tarzındadır. Motifler, mavi ve sarı renklerin hakim olduğu çiçekli bir doğaya sahiptir.

    

 

 

 

Caminin avlusunda, Emin Paşa'nın Mezarı da dahil olmak üzere mermer mezar taşlarıyla eski mezarlar bulunmaktadır. Cami, 90'lı yıllardaki küçük müdahaleler dışında orijinalliğini korumuş ve en son TİKA tarafından restorasyonu yapılarak 2016 yılında tekrar ziyarete açılmış. Caminin bahçesinde üzerinde “şehitlerin zaferi” anlamına gelen “lavdi deshmoreve” yazılı bir de anıt bulunuyor.


Sırada muhteşem bir yapı olan Bayraklı Camisi var. Bu Caminin içini görebilmek için 4 kere buraya geldiğimi, en son gelişimde ancak başarılı olabildiğimi, ama bütün bu çabama değdiğini anlatmalıyım. Buradaki camilerde şöyle bir sıkıntı oluyor. Vakit namazları kılınacağı zaman cemaat için kapıyı açıyorlar ama onun dışında sürekli kilitli tutuluyor. Sadece merkezde olduğu için Sinan Paşa Camisi gün içerisinde açık oluyor. 

Gazi Mehmet Paşa Camisi-Bajraklı Cami- Bajrakli Mosque

Prizren'deki en eski ve en büyük camilerden biri olan Gazi Mehmet Paşa Camisi, İslam sanatının en eski anıtlarından biri olarak görülüyor. Girişin üzerindeki yazıta göre Cami 1561'de inşa edilmiştir. Bugünlerde Bayraklı Camisi olarak da bilinen bu Cami, Arnavutluk Birliği Müzesi'nin arkasında bulunmaktadır. Arnavutluk Birliği Kompleksi, Gazi Mehmet Paşa Hamamı ve eski kent evleri ile birlikte Mehmet Paşa Camisi, Osmanlı mimarisini en iyi şekilde yansıtmaktadır.


Tesadüfen Caminin önünde rehberler eşliğinde bir Türk öğrenci grubu gördüm. Sanırım Başkonsolosumuz olsa gerek onlara Kosova tarihi ve kültürüyle ilgili bilgi veriyordu. Rahatsız etmeden kenarda ben de anlatılanları dinledim. O sırada vakit namazı nedeniyle Cami'nin kapısı açıktı ama ben dinlemeyi bırakıp gezmeye geldiğimde kilitlenmiş buldum! 



Caminin kare bir tabanı ve çok sayıda penceresi vardır. Caminin mihrabı ve minberi mermerden yapılmıştır. Süslü ahşap işleri, ayrıntılı mavi ve beyaz resimleriyle Prizren'deki en güzel camilerden biri olan Gazi Mehmet Paşa Camisi, abdest için inşa edilen dokuz çeşmenin yanı sıra büyük bir avluya sahiptir. Mehmet Paşa'nın Mezarının olduğu Caminin avlusuna altıgen bir Türbe inşa edilmiştir. Caminin bulunduğu kompleks, bir lise (medrese), bir ilkokul (meyteb), bir kütüphane, kurucusu için bir türbe ve camiden yaklaşık 150 metre uzaklıktaki Gazi Mehmet Paşa Hamamı'ndan oluşur. 

 

 

Nehir boyunca Kaleye doğru biraz yürüyünce Prizren’in önemli bir yapısına daha ulaştım.


Arnavutluk Prizren Birliği-Albanian League of Prizren 

Arnavutluk Prizren Birliği 1878'de etnik Arnavutların çıkarlarını korumak için kurulmuş. Birlik, Arnavut bölgelerinden gelen 300 temsilci ile Bosna ve Sancak'tan gelen Boşnakların toplanmasıyla ilk kez faaliyete başlamış. Bu toplantının amacı, Prizren, İşkodra, Manastır ve Yanya'dan oluşan Osmanlı vilayetlerinde özerk bir Arnavut devleti oluşturmakmış. Birlik, İskender Bey'den sonra birleşik bir Arnavut devleti kurma yönündeki ilk ciddi çaba olmuş. Kompleks 1999 yılında Sırp kuvvetleri tarafından tahrip edilmiş. Ancak bugün kompleks güzel bir şekilde restore edilmiş ve ziyarete açılmış. Türk öğrenci grubunu burada da gördüm ve sonra nereye gittiler bilmiyorum.

 

Siyasi liderlerin ilk kez toplandıkları bu kompleks, Birliğin tarihine adanmış küçük bir müzeye dönüştürülmüş. Karşılıklı 2 binayı gezebilmek için önce 1 Euro ödeyerek bilet almanız gerekiyor. Müzedeki herşey çok karmaşık ve çok az şey İngilizceye çevrilmiş. Bu milliyetçi Birlikle ilgili fotoğraflar, yazışmalar ve çeşitli eşyaları görebileceğiniz gibi bir etnoğrafya müzesi gibi yöresel eski giyim kuşamı, mutfak eşyalarını ve hatta eski tabloları da görebiliyorsunuz. 

 

 

 

 

 


Kompleksin güzel bir bahçesi var ve belki de size müzeden çok daha çekici gelebilir!


Prizren Birliği kompleksinin hemen yanında 1878 tarihli bir heykel seti bulunuyor.


Eski Şehrin biraz dış kısmında bulunan Saat Kulesi ve Arkeoloji Müzesine doğru yürüdüm. Ne yazık ki Müze kapalıydı ve sadece dışarıdan fotoğrafını çekmekle yetindim.

Saat Kulesi ve Arkeoloji Müzesi-Clock Tower and Archeological Museum

Saat Kulesi 1948 yılında inşa edilmiş ve yerel halkın zamanı görmesi amacıyla yapılmış. 

Arkeoloji Müzesi, Prizren ve yakın çevresinden toplanan 790'dan fazla arkeolojik eserleri bulabileceğiniz bir müzedir ve 17 Kasım 1975'te açılmıştır. Sergilenen nadir eserler arasında, "Prizren Koşucusu", "Oturan Oğlak", "Pirana Habercisi", dikili taşlar, adak taşları ve paralar bulunmaktadır. Arkeoloji Müzesi, 15. yüzyıldan kalma bir hamamda yer alıyor.

  

Buraya yakın konumda olan Meryem Ana Kilisesine gittim.

Ljeviš Meryem Ana-Our Lady of Ljeviš

Ljeviš Our Lady Ortodoks Kilisesi'nden dönüştürülen Cuma Camisi veya Fethiyye-Cuma Camisi, Sahatkulla’da (Sırp Mahallesi) bulunan ve bugün artık kullanılmayan tarihî ve dinî bir yapıdır. Kilise ilk olarak Bizans İmparatoru II.Basileios tarafından 1018 yılında yaptırılmış ve 1306-1307 yıllarında Sırp Kralı Stefan Milutin tarafından restore edilerek Katedrale çevrilmiş. Orijinal adı Metera Eleousa olan Katedralin Slavca ismi “Bogorodica Ljeviška”dır. Yazılı kaynaklardan Fatih Sultan Mehmet’in 1455 yılında buraya gelerek Prizren’in en büyük Ortodoks Kilisesi olan Sv. Bogorodica'yı Cuma Camisine dönüştürdüğü anlaşılmaktadır. Hatta Osmanlı belgelerinde bu yapı, “Fatih Sultan Mehmed Han Camii” olarak kayıtlıdır.


Camiye dönüştürüldükten sonra çan kulesi üzerine bir minare ilave edilmiş. 1858 yılında yapılan onarım esnasında eski minare harap ve yıkık olduğundan kilisenin çan kulesi üzerine bir şerefe ilavesiyle minare onarılmış. 1912 yılında Osmanlı İmparatorluğu şehri terketmekle birlikte burası 1918 yılına kadar yerel halk tarafından cami olarak kullanılmaya devam etmiş. 1923 yılında Kiliseye yapılan bütün eklemeler sökülmüş, Minare yıkılmış ve bu tarihten sonra tekrar Kiliseye çevrilmiş.

1990'da Sırbistan, Ljeviš Leydi'yi Olağanüstü Önemde Kültür Anıtı olarak belirlemiş. Kilise, Haziran 1999'dan sonra KFOR tarafından korunmuş. Ancak bu eski yapı, 1999 sonrasında NATO ve uluslararası güçlerin kontrolündeki Kosova’da 2004 yılında yaşanan iç karışıklıklar sırasında yakılma girişimiyle karşı karşıya kalmış. Bu kundaklama girişiminden kurtulsa da yapıda kısmi tahribatlar yaşanmış.


13 Temmuz 2006 tarihinde bölgedeki siyasi istikrarsızlıktan kaynaklanan yönetim ve koruma güçlükleri nedeniyle Ljeviš Leydi yani "Meryem Ana Kilisesi" adıyla Cuma Camisi, UNESCO'nun Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesine bir bütün olarak, Visoki Dečani sitesinin (Kosova'daki Orta Çağ Anıtları olarak adlandırıldı) bir uzantısı olarak alınmış. Sırbistan'ın sponsor olduğu bir grup uzman, hasarı değerlendirmek için birkaç kez kiliseyi ziyaret etmiş, ancak somut adımlar atılamamış. Kilise sürekli yağmalara maruz kalıyormuş ve özellikle kurşun olan çatıdaki bu inşaat malzemesi tekrar tekrar çalınıyormuş.

Bugün kullanıma kapalıdır ve güvenlik güçlerince koruma altına alınmıştır. Dikenli tellerle çevrili ağır kapılar yakın zamanda tekrar açılmayacağı izlenimini veriyor. Katedrali koruyan bir güvenlik görevlisi varmış ve zarar verme niyetinde olmadığınızdan emin olursa kiliseye girebiliyormuşsunuz. Ancak ben çevrede böyle bir görevli göremediğimden içeriye girmek kısmet olmadı.


Ünlü Çınar Ağacını ve Maksut Paşa Camisini görmek için Nehir boyunca yürümeye başladım. Nehrin sağ kıyısındaki yolu izleyerek güneye doğru yürüdüm. Nehir üzerindeki son köprüyü biraz geçtikten sonra köşe sayılabilecek bir noktada Maksut Paşa Camisini buldum. Burası şehir merkezinden biraz uzakta bulunuyor.

Maksut Paşa Camisi ve Maraş Çınarı-Maksut Pasha Mosque and the Plane Tree

Araç trafiğine kapalı olan Maraş Bölgesi, Osmanlı eserlerinin çokça olduğu bir yermiş. Bölgenin en eski mimari yapılarından biri olan Maksut Paşa Camisi de dönemin Osmanlı yöneticisi Maksut Paşa tarafından 1640 yılında inşa ettirilmiş. Cami, bölgeye güzellik katan Nehrin hemen yanı başında bulunuyor ve bulunduğu bölgeden dolayı Maraş Camisi olarak da biliniyor.

 

Zaman içinde birçok kez restorasyona uğrayan ve yaklaşık 400 senedir dimdik ayakta olan Maraş Camisinin sade bir görüntüsü var. Dış cephesi defalarca onarılan Caminin orijinal mimarisi korunmuş. Cami, hemen girişinde yer alan Ayyıldız simgeleri ve süslemeleriyle dikkat çekiyor. Namaz saatine denk gelmediğim için Caminin içini göremedim ama içindeki ahşap işlemeler ve büyük pencereleriyle eski Prizren evlerine de benzediği belirtiliyor. 

Ülke genelindeki camiler içinde önemli bir özelliğe de sahip olan tarihî Cami, Kosova'da Sinan Paşa Camisi'nden sonra Türkçe vaaz verilen ikinci cami olmuş.


Cami'den çıkıp Nehir kenarındaki güzel manzaralı yolu yürümeye devam ettim ve bir süre sonra büyük bir alana ulaşarak Nehrin kenarında gökyüzüne süzülen asırlık Maraş Çınarını buldum. Rrapi i Marashit (Platanus orientalis - Oriental plane) yani Maraş Çınarı muhtemelen Kosova'nın en yaşlı ağacı olabilir deniliyor. Tahminen 350 yaşın üzerinde olan heybetli ağacın yüksekliği 20.9 metre civarındaymış.

 

Ağacın karşı tarafında da türbe gibi bir yer bulunuyor ama ne olduğunu anlayamadım. Kapı da kapalıydı zaten.


Bu yoldan devam edip restoran ve kafeleri gördükten sonra piknik veya kamp alanında göreceğiniz köprüyü geçince orman içinden yaklaşık bir saatlik yürüyüşle Prizren Kalesine çıkılabiliyormuş. Ancak Kale için benim de kullandığım şehir merkezinden kestirme bir yol var. Burası vakti çok olan doğaseverler ve trekking yapmak isteyenler için biçilmiş kaftan olacaktır.

 

Kamp alanında biraz oturup dinlendikten sonra dönüş yolunda Nehir kenarındaki kafelerden birine oturarak çay içmek istedim. Ancak Pazar günü olması nedeniyle kalabalık olan kafede servis o kadar yavaştı ki oturduğuma pişman oldum. 

Şehir merkezine döndüğümde Nehrin karşı tarafında ara bir sokakta bulunan bir camiyi gezdim. Caminin adı İlyas Kuka Camisi'ydi ve bu Cami bir medreseden dönüştürülmüş.

İlyas Kuka Cami-Ilyas Kuka Mosque 

Aynı adı taşıyan mahallede, üç sokağın birleştiği ve üçgen oluşturan doğu güney köşede kurulmuştur. Caminin avlu kapısı üç sokağın kesiştiği noktadadır. Cami içine götüren kapı üzerinde çirkin ta’lik ile yazılı iki sıralı Hicri 1317, Miladi 1897/98 yılında mütevellisi Ahmet Bey tarafından yaptırılan tamire ait bir mermer kitabe bulunur. Kitabede caminin kurucusu Kukli Mehmet Bey, dedesi İlyaz Kuka adına yaptırdığı ve tamire muhtaç olduğu belirtilmiştir. Buna göre İlyaz Kuka mescidi 1513 yılından önce vardı ve hizmet etmekteydi. Mescit Kukli Mehmed Bey’in torunu Mehmed Bey tarafından camiye dönüştürülmüş. Üçgen şeklinde olan arazide kurulan Cami binasının taş ve tuğla ile örülmüş ve duvarları 80 cm kalınlığındadır. 

 

 


Nehrin diğer tarafına yürüyerek kenarda yapılmış sıradan gözüken bir çeşmeyi buldum.

Binbaşı Çeşmesi-The Fountain of Bimbash

Çeşmenin inşa tarihi bilinmemektedir. Osmanlı İmparatorluğu'ndan bir subay tarafından inşa ettirildiği düşünülmektedir. Çeşmenin yakınlarında yaşayan yerel halk için bu çeşme eskiden büyük önem taşıyormuş.


Biraz daha ileride Cadde kenarında Turizm Ofisine dönüştürülen eski Belediye Binası bulunuyor.

Belediye-Beledija

Belediye, ilk Prizren Belediye Meclisi'nin 19. yüzyılın sonunda toplandığı bir binadır. 19. yüzyılın sonlarında önemli bir idari, ticaret ve kültür merkezi olan Prizren’in, Tabakhane semtine o döneme göre modern bir belediye binası inşa edilmiş. İki katlı yapı neo-klasik tarzın eşsiz bir örneğini oluşturuyor. Bu bina, geç dönem Osmanlı şehirlerindeki kamu binalarında zamanın Avrupa mimarisinin bir yansıması olarak görülmektedir. Günümüzde bina kültürel miraslarla ilgili bir bilgi merkezi ve turist danışma ofisi olarak kullanılmaktadır.


Suzi Çelebi Cami-The Mosque of Syzi Çelebisë

1513 yılında kurulan Suzi Çelebi Cami (Xhamia Suzi Çelebisë) Nehir boyunca sıralanan Prizren şehrinin en eski camilerinden biridir. Büyük bir bilgin ve şair olan ve gerçek adı Muhamed Mahmut Abdullahu olduğu belirtilen Suzi Çelebi'nin (1455-1534) adını almıştır. Suzi Çelebi’nin ve kardeşlerinin mezarları da Caminin bahçesinde bulunmaktadır. 

Prizren Yakın Çevresi

Kutsal Başmelekler Manastırı-The Monastery of the Holy Archangels

Prizren-Brezoviça yolunun 3. km'de yeralmaktadır ve 6.500 m²'den geniş olan bu komplekste, Duşan'ın mezarının da bulunduğu kutsal başmeleklere adanmış bir kilise ile St. Nicholas'a adanmış bir kilise olmak üzere 2 kilise bulunmaktadır. İkisi de Rascian mimari tarzında inşa edilmiştir. Plato adeta bir yarımada şeklinde olup, bu 2 kilise dışında Yukarı Hisar, yemekhane, yatakhane, yardımcı tesisler ve köprüden oluşan büyük bir komplekstir.

Kutsal Başmelekler Manastırı, Sırp İmparatoru Stefan Duşan tarafından 1343 ve 1352 arasında Višegrad kale kompleksinin bir parçası olarak kurulan bir Sırp Ortodoks manastırıdır. İmparator Duşan için bir mezar kilisesi olmuş ve Morava okul stilinin doğmasına yol açan Sırp dini mimari tarzının doruk noktasını oluşturmuş.

Osmanlılar 1455'de buraya geldikten sonra manastır yağmalanmış ve yıkılmış. Hatta Manastırın malzemesinin 1615'de Sinan Paşa Camisi'nin yapımında kullanıldığı rivayet edilmektedir.

Kompleks, 1927'de arkeolojik olarak araştırılmış ve Manastırın kalıntıları 2. Dünya Savaşı'ndan sonra koruma altına alınmış. 20. yüzyılın son on yılında, restorasyon çalışmaları yapılarak 1998'de tekrar aktif bir erkek manastırı haline getirilmiş. 1999 yılında Yugoslavya'nın NATO Kuvvetleri tarafından bombalanması ve Yugoslav kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra, Kosova Gücü (KFOR) buraya gelmiş. Bu tarihte Kosova Kurtuluş Ordusu (KLA) üyeleri tarafından Manastır'da restore edilen nesnelerin yakıldığı, 2004 yılındaki iç karışıklık sırasında da Manastırın tamamının tahrip edildiği belirtiliyor.

Tüm manastır kompleksi, Büyük Önemde Kültürü Anıtı olarak Sırbistan Cumhuriyeti'nin koruması altındadır. Bir rahip, özel bir koruma bölgesinde Kosova polisinin sürekli koruması altında manastırda yaşıyormuş.

Brezovica, Kayak Merkezi 

Prizren çevresinde, özellikle doğu ve güneybatıdaki alanlar oldukça zengin doğal güzellikler sergilemektedir. Şehirden doğuya doğru gidip Zupa Vadisi'nden geçtiğinizde eski Yugoslavya kayak merkezi Brezovica'ya gelirsiniz. Bu yol boyunca Nehri takip eden çok sayıda restoran da varmış. Brezovica'daki kayak pistleri kış aylarında kayak yapmaya açıktır. Buradaki pist koşulları bir zamanlar Yugoslavya'nın en iyilerinden biri olarak kabul edilirmiş. Hatta Kayak Merkezi 1984'teki Saraybosna Kış Olimpiyatları için de kullanılmış.

Dragash

Arnavutluk sınırına doğru güneybatıda bulunan bu dağ kasabasının manzarası oldukça çarpıcıdır. Prizren'den arabayla yaklaşık bir saatlik uzaklıkta olan Dragaş'ı çevreleyen dağlarda kayak yapılmamakla birlikte bu bölge oldukça güzeldir. Cuma günleri Dragash’da pazar kurulmaktadır.

Gjakova

Prizren’den otobüs veya araba ile 45 dakika uzaklıktadır. Osmanlı dönemine ait büyük bir çarşıya sahip olmasıyla ünlüdür.

Sharr National Park

Sharr Ulusal Parkı Kosova'nın güneydoğu kesiminde yer almaktadır. Sharr Dağı, Dinar Alpleri'nin ayrı bir kolunu ve Makedonya ile Kosova arasındaki devasa doğal sınırı oluşturuyor. 70 km uzunluğunda ve 30 km genişliğiyle Balkan Yarımadası'ndaki en büyük ve en yüksek dağlardan biridir. 

% 20'si endemik olan 1500'den fazla bitki türünü barındıran Milli Park, bozulmamış doğanın ham güzelliğinin gerçek bir örneğidir. Buna 200'den fazla kuş türü, çok sayıda hayvan türü ve 147 zarif enfes kelebek türünü de ekleyin. Sharr Dağı Balkanlar'da biyolojik çeşitliliğinin en iyi şekilde korunduğu ekolojik alanlardan biridir. Parkta buzul gölleri, alpin ve periglasyal manzaralar da dahil olmak üzere çeşitli alanlar bulunmaktadır. Bu el değmemiş güzellikleri bizzat görmek istiyorsanız Prizren'den otobüse binerek yaklaşık 2 saat uzaklıktaki bu Park'a gidebilirsiniz. 

Son Söz

Tarihçiler, "Prizren'in her taşı kendi başına bir tarih" derken, yerel şarkılardan biri de "Prizren, şarkıların ve aşkın şehridir" diyormuş. Bu sözlerden Prizren'de tarih ve kültürle harmanlanmış romantik ve eğlenceli bir şehir bulacağınız anlamına geliyor. Nedendir bilemem ama bazı şehirlerin kendine has bir büyüsü var ve adeta sizi sarıp sarmalıyor. Prizren de benim için böyle bir şehir oldu. Şehirde yıllardır yaşamışım gibi bir samimiyet ve sıcaklık hissettim. Şehrin bu otantik dokusu henüz bozulmamışken gidin bizzat deneyimleyin derim.